Çocukları Değişimden Korumaya Çalışmayın,
Değişime Hazırlayın.
Dünyada değişimin hızı baş döndürücü. Bugünün çocukları, değişimin tam ortasında büyüyor.
Önceki kuşaklara baktığımızda bir gelişme ortaya çıktığında toplumun bir kesimi onun sonuçlarını yaşamaya başlarken, başka bir kesimin henüz o değişimden haberi bile olmayabiliyordu. Bugün ise değişim neredeyse anlık yaşanıyor. Dünyanın bir ucunda ortaya çıkan bir gelişme, çok kısa bir süre içinde hayatımızın bir parçası hâline gelebiliyor.
Biz yetişkinler ve ebeveynler de bu hızlı dönüşümü izlerken doğal olarak kaygılanıyoruz. Bilmediğimiz, kontrol edemediğimiz ya da zarar verebileceğini düşündüğümüz her şeyden çocuklarımızı korumak istiyoruz.
Bazen bunun yolunu onları değişimden uzak tutmakta, dijital dünyayı sınırlandırmakta, bazen de risk olarak gördüğümüz her şeyi daha onlar karşılaşmadan ortadan kaldırmakta arıyoruz. Böylece farkında olmadan çocuklarımızı karar alma mekanizmalarını güçlendirecek deneyimlerden de uzak tutabiliyoruz.
Anne babalarla konuştuğumda bunun çok farklı örnekleriyle karşılaşıyorum:
“Evde interneti tamamen kestik ama biz de kullanıyoruz. Ne kadar böyle devam edebiliriz?”
“Şu arkadaşını hiç gözüm tutmuyor, görüşmemesi için tembihledim.”
Hatta diğer çocuğun annesine, “Ben çocuğumun sizin çocuğunuzla görüşmesini istemiyorum.” diye mesaj gönderen ebeveynler bile var.
Bütün bunların arkasında kötü bir niyet yok elbette; güçlü bir koruma isteği var. Fakat çocuğu için risk olarak gördüğü her şeyi önceden fark etmeye, engellemeye ve çözmeye çalışan ebeveyn de bir süre sonra yoruluyor, kaygılanıyor ve kendisini sıkışmış hissediyor.
Ve aynı soru geliyor:
“Peki ben çouğumu nasıl koruyacağım?”
Dijital dünyanın riskleri, akran ilişkileri, şiddet, zorbalık, bağımlılık, yanlış bilgi, mahremiyet sorunları…
Bugün ebeveyn olmak zor. Ama bugünün dünyasında çocuk olmak da kolay değil.
Peki ne yapacağız?
Çocuklarımızı bütün bunlardan uzaklaştırıp adeta bir dağın başında, dış dünyadan tamamen kopuk bir hayat mı kuracağız?
Elbette hayır.
Başka bir yol var.
Çocuklarımızı değişimden uzak tutamayız.
Onları değişimden uzak tutarak geleceğe de hazırlayamayız. Çocuğun hayatındaki her riski de ortadan kaldıramayız.
Asıl mesele, çocukları değişimden korumak değil; değişimin içinde kendi yönlerini bulabilecek şekilde yetiştirmek.
Çocuklarımızı geleceğe hazırlamaktan söz ettiğimizde ilk aklımıza gelen çoğu zaman bilgi ve beceri oluyor. Daha çok öğrensin, teknolojiyi iyi kullansın, yabancı dil bilsin, akademik olarak güçlü olsun, çağın gerisinde kalmasın istiyoruz.
Bunların hepsi önemli.
Ancak bana göre listenin en başında bunların hiçbiri yok.
Çünkü çocuklarımızın gelecekte ne bildikleri kadar, sahip oldukları bilgi ve becerileri hangi amaçla, nasıl ve kimin yararına kullandıkları önemli
Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren çocuklara etik değerler, sorumluluk, empati, vicdan, öz denetim ve sağlıklı insan ilişkileri konusunda güçlü bir temel kazandırmak gerekiyor.
Ve burada ailenin yeri son derece güçlü.
Güç ailede.
Güç sizde.
Güç sevgide.
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, çocuğun ilk ve en güçlü öğrenme alanı ailesi. Çocuk sevgiyi, güveni, sınırı, saygıyı, sorumluluğu ve başkasının hakkını gözetmeyi yalnızca kendisine sadece anlatılanlardan değil; evin içinde gördüklerinden, çevresinde yaşadıklarından ve yetişkinlerin birbirlerine nasıl davrandığından da öğrenir.
Asıl koruma, çocuk yanımızda değilken başlar
Çocuğumuz yanımızdayken onu yönlendirebilir, sınırlar koyabilir, yanlış gördüğümüz bir davranışa müdahale edebiliriz. Ancak hayatının her anında yanında olmamız mümkün değildir.
Bir gün hangi siteye gireceğine kendisi karar verecek.
Bir mesajı gönderip göndermemeyi kendisi seçecek.
Karşısına çıkan bilginin doğru olup olmadığını kendisi sorgulayacak.
Kiminle arkadaşlık kuracağını, kime güveneceğini, ne zaman “hayır” diyeceğini kendisi belirleyecek.
İşte çocuğa bugüne kadar kazandırdıklarımız tam da o anda sınanacak.
Çünkü gerçek koruma, yetişkin yanında olmadığında da doğruyu seçebilmesine yardımcı olacak iç pusulayı ona kazandırabilmekte.
Çocuğun teknoloji kullanırken ya da sosyal hayatın içinde bir seçim yaparken yalnızca “Bunu yapabilir miyim?” değil, “Bunu yapmam doğru mu?” sorusunu da sorabilmesini sağlamaktır.
Değişen Dünyada Değişmemesi Gerekenler
Değişim kadar, değişmin içinde değişmemesi gerekenleri de konuşmamız gerekiyor.
Dünyadaki en büyük güçlerden biri hala sevgidir. Değişimin içinde değişmemesi gerekenlerin başında da sevgi gelir.
Teknoloji değişecek, meslekler değişecek, yaşam biçimleri değişecek. Belki biz bu satırları okurken bile dünya değişmeye devam edecek.
Fakat çocuklarımıza verebileceğimiz en güçlü, en kalıcı ve en değişmez şeylerden biri:
Sevgiyle verdiğimiz her şeyin içinde insan kalabilme bilinci olacaktır.
Sevgi, etik değerler, sorumluluk, empati, saygı, vicdan ve toplumsal duyarlılık…
Dünyanın hızı ne kadar artarsa artsın, çocuklarımızın yönlerini bulmalarını sağlayacak en güçlü pusula bunlar olacak.
Geleceğin nasıl bir dünya getireceğini tam olarak bilemeyebiliriz. Ama çocuklarımıza sahip oldukları bilgiyi, beceriyi ve gücü insanlığın yararına kullanabilecekleri bir vicdan kazandırabiliriz.
Çünkü çocuklarımızı geleceğe hazırlamak, yalnızca değişime ayak uydurmalarını sağlamak değildir.
Her şey değişirken insan kalabilmelerini sağlamaktır.
Özlem Özdemir (Sosyal Bilimci)