Travma denince akla deprem, kaza, felaket geliyor. Terapi odasında ölçüt başka bir yerde duruyor: olayın büyüklüğünden çok anının bugün ne yaptığı. Anksiyete, panik atak ve depresyonun aynı alarmdan nasıl çıktığı ve EMDR'nin bu alarmla nasıl çalıştığı; Çekmeköy'de çalışan bir klinik psikoloğun anlatımıyla.

Bir öğretmenin sınıfta bir çocuğun kafasına silgi atması da travma sayılabiliyor. Bu cümle çoğu kişiye önce abartılı geliyor; travma denince akla deprem, sel, trafik kazası geliyor. Bir klinik psikoloğun odasında ise ölçüt başka bir yerde duruyor: olayın dışarıdan ne kadar büyük göründüğü değil, orada ne hissedildiği ve o hissin kişide ne bıraktığı.

Travma ne demek?

Travma kelimesinin iki ayrı anlamı var: biri tanı koyarken, öbürü terapi odasında çalışırken kullanılıyor. Günlük dilde ise kelime son yıllarda çok genişledi; ağır bir ayrılık, sınav dönemi, kırıcı bir tartışma, hepsi "travmatik" diye anılabiliyor. Bu genişleme insanın acısını anlatma çabası olarak anlaşılır bir şey, ama karışıklığın bir kısmı iki anlamın birbirine karışmasından besleniyor.

Tanı anlamında travma, ağır bir olayı gerektiriyor. Travma sonrası stres bozukluğu tanısı konabilmesi için kişinin ölüm, ciddi yaralanma ya da cinsel şiddetle karşılaşmış, bunlara tanık olmuş ya da bunların tehdidini yaşamış olması aranıyor. Bu sınır tanı için var ve gerekli; bir hastalığın sınırı çizilmeden araştırılması mümkün olmuyor.

Terapi odasındaki anlamında travma, zihnin işleyip bitiremediği bir yaşantı. O yaşantı, o günkü duyguyla, o gün bedende hissedilenle ve kişinin kendisi hakkında o gün vardığı hükümle birlikte, üstüne tarih atılmadan bekliyor. Silgi örneği tam burada anlam kazanıyor: sınıftaki o an, çocukta "yetersizim" ya da "değersizim" gibi bir hüküm bırakmışsa ve o hüküm yıllar sonra da çalışıyorsa, olayın küçüklüğü hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Bedendeki alarm nasıl çalışıyor?

İnsan tehlike algıladığında bedeninde bir alarm çalıyor ve bu alarm ilk insanlardan bu yana aynı. Nabız hızlanıyor, nefes sıklaşıyor, kaslar geriliyor, kan kaslara çekiliyor; beden savaşa ya da kaçmaya hazırlanıyor. Savaşmanın da kaçmanın da mümkün olmadığı anda ise donuyor. Düzenek koruyucu: hayatta kalmak için var.

Sorun alarmın varlığında durmuyor; sorun, alarmı çalıştırmak için gereken tehdidin zamanla küçülmesinde duruyor. Alarm hassaslaşıyor, her şeyi yakalamaya çalışıyor. Onu hassaslaştıran şeyin bir adı var: olumsuz inanç. Zorlayıcı yaşantılardan sonra kişi kendisi hakkında bir hükme varıyor; en sık görüleni "yetersizim", onu "suçluyum" ve "güvende değilim" izliyor. Bir yerden sonra bu hüküm her hissedildiğinde kişi kendini tehlikede hissetmeye başlıyor. Ne zaman yetersiz hissetse alarm çalıyor.

Anksiyete nedir, bedende nasıl çalışıyor?

Anksiyete, yani kaygı, alarmın kısık sesle ama sürekli çalması. Beden hafif tetikte duruyor, zihin tehlike tarıyor: iş, sağlık, ilişki, para, ne varsa. Tehlike bulunamadığında alarm susmuyor, aramaya devam ediyor; çünkü alarmı çalıştıran şey dışarıdaki bir olay olmaktan çok, içerideki "yetersizim" ya da "güvende değilim" hükmü. Kişi yorgun ama gergin; uyku, dikkat ve mide bundan payını alıyor. Anksiyetenin gündelik korkudan farkı şu: korkunun bir nesnesi var ve nesne gidince korku da gidiyor; anksiyetede nesne sürekli değişiyor, alarm kalıyor.

Panik atak neden olur, nasıl geçer?

Panik atak, aynı alarmın tehlike yokken bir anda tam güçle çalması; anksiyeteden farkı sürekliliği değil şiddeti ve aniliği. Kalp hızlanıyor, nefes daralıyor, baş dönüyor, eller terliyor; beden birkaç saniye içinde savaşa hazır hâle geliyor. Ortada koşulacak ya da dövüşülecek bir şey olmadığı için bu hazırlık kişiye anlamsız ve korkutucu geliyor.

Atağı uzatan şey çoğu zaman bir döngü: kişi bedenindeki değişimi yeni bir tehlike olarak okuyor, "kalbim duracak", "bayılacağım", "kontrolü kaybediyorum"; alarm bu okumayla bir kez daha çalıyor. Beden hazırlandığı tehlikeyi bulamadığı için atak bir süre sonra kendiliğinden yatışıyor. Ama ataktan sonra kişi atağın tekrarından korkmaya başlıyor, o korkuyla bazı yerlerden ve durumlardan kaçınıyor, ve bu korku alarmı bir sonraki sefer için daha hassas bırakıyor. Panik atakla klinik çalışmanın iki ayağı bu yüzden var: bugün döngüyü kırmak ve alarmı bu kadar hassas hâle getiren anıları çalışmak.

Depresyon neden olur, alarm sistemiyle ilgisi ne?

Depresyon, alarmın öbür yönü olan donma tepkisinin uzamış hâli olarak okunabiliyor. Savaşmak da kaçmak da işe yaramayacakmış gibi göründüğünde beden yavaşlıyor ve içine çekiliyor. Enerji düşüyor, zevk alma azalıyor, en basit iş ağırlaşıyor, kişi kendini dünyadan bir cam arkasından izliyormuş gibi hissedebiliyor. Bu bir huy değil; bedenin bir koruma biçimi, yalnız süresi ve yeri kaymış. Depresyonun altında da çoğu zaman aynı hükümler duruyor: "yetersizim", "değersizim", "suçluyum".

Anksiyete ile depresyonun aynı kişide bir arada bulunması bu çerçevede şaşırtıcı olmuyor; ikisi aynı alarmın iki yönü. Ve iki yönün çalışması ters oluyor: anksiyete ve panik tarafında bedenin yavaşlamayı yeniden öğrenmesi, depresyon tarafında yeniden hareketlenmesi gerekiyor. Aynı kişi iki dönemde iki zıt şeye ihtiyaç duyabiliyor; bu bir çelişki olmuyor, alarmın iki yönü olmasının sonucu oluyor. Hangi yönün çalışacağı ise hikâyenin başına, yani alarmı hassaslaştıran anılara bağlı.

Kötü anı ile travmatik anı arasındaki fark ne?

Kötü anı hatırlanıyor, travmatik anı yaşanıyor; fark anının içeriğinden okunmuyor, bugün nasıl davrandığından okunuyor.

Kötü bir anı geçmişte duruyor. Kişi onu anlatırken "o gün çok korkmuştum" diyor; korku anlatının içinde, bugünün dışında. Anı üzüyor ama bedeni o güne götürmüyor. Travmatik anı ise bugün yaşanıyor. Anı geldiğinde kişi korkuyu hatırlamıyor, korkuyor. Zihin o anıya tarih atmamış; onu bugün oluyormuş gibi okuyor. Bu yüzden bir koku, bir ses tonu, bir bakış, otuz yıl önceki bir sınıfı bir anda odaya getirebiliyor.

Travmatik anının bir işareti daha var: etrafına bir kaçınma çemberi kuruyor. O sokaktan geçilmiyor, o konu açılmıyor, o duyguya yaklaşılmıyor. Kaçınma alarmı kısa vadede susturuyor; uzun vadede ise anıyı olduğu yerde tutuyor, çünkü hiç dokunulmayan anı hiç işlenmiyor.

Çocukluk travması yıllar sonra ortaya çıkar mı?

Evet; çocuklukta kurulan bir hüküm yetişkinlikte de çalışmaya devam edebiliyor ve alarm, o hükmü hissettiren bugünkü bir durumda çalıyor. Araştırmalar da olayın büyüklüğünün ölçüt olmadığını iki yönden gösteriyor. George Bonanno'nun 2004'te yayımladığı derleme, ağır olaylar yaşayan yetişkinlerin çoğunluğunun kalıcı belirti geliştirmediğini, toparlanmanın istisna sayılamayacağını ortaya koyuyor. Hollanda'da Mol ve arkadaşlarının 2005'te geniş bir grup insanla yaptığı araştırma ise tersini gösteriyor: ilişki sorunları ya da iş ve okul kaynaklı zorluklar gibi "travmatik" sayılmayan yaşam olayları, ağır olaylardan daha fazla travma belirtisi üretebiliyor. Büyük olay küçük iz bırakabiliyor, küçük olay büyük iz. Alanda bu ayrım için "büyük T" ve "küçük t" kısaltmaları kullanılıyor.

Bu bulgunun gündelik karşılığı şu: kişinin kendi yaşantısını "benim başıma öyle büyük bir şey gelmedi ki" diyerek kapının dışında bırakması, çoğu zaman tam da çalışılması gereken şeyi dışarıda bırakıyor.

EMDR nedir, nasıl uygulanıyor?

EMDR, göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme anlamına gelen ve zihnin işleyip bitiremediği anılarla çalışan bir psikoterapi yöntemi. Adı karışık, yaptığı iş oldukça basit anlatılabiliyor.

Kişi, terapistle birlikte seçilen anıyı aklına getiriyor; o anı görüntüsüyle, duygusuyla ve bedende uyandırdığı hisle birlikte. Aynı anda terapistin parmağını gözleriyle sağa sola takip ediyor ya da benzer bir ritmi izliyor. Zihin iki işi aynı anda yapıyor: bir yandan anıyı tutuyor, bir yandan gözleri hareket ettiriyor. Bu ikili yük anının canlılığını ve yükünü düşürüyor. Kısa setler hâlinde tekrarlanan bu çalışmada anı yavaş yavaş yerine oturuyor; kişi onu hatırlamaya devam ediyor, ama anı artık geçmişte kalmış bir şey gibi duruyor, bugün oluyormuş gibi durmuyor.

EMDR anıyı silmiyor. Sildiği şey anının üstündeki yük ve o yükün beslediği hüküm. "Yetersizim" hükmünü ayakta tutan anılar tek tek işlendiğinde hüküm dayanaksız kalıyor; tetiklenecek bir şey kalmadığında da alarmın günlük hayatta daha az çalması bekleniyor. Panik atakla çalışmada da mantık aynı: atağın kendisinden çok, alarmı bu kadar hassas hâle getiren anılar hedef alınıyor. Yani hedef anıyı unutturmak olmuyor; hedef, anının bugünü yönetmesini bitirmek oluyor.

EMDR seansına hemen başlanmıyor. Klinik Psikolog Berk Alaca'nın Çekmeköy'deki psikoterapi seanslarında da süreç bu sırayla ilerliyor: önce kişinin hayat hikâyesi dinleniyor; sonra hangi hükmün çalıştığına birlikte bakılıyor; ardından o hükmü besleyen anılar toplanıyor; EMDR en son geliyor. Bu sıra, kişinin ne olacağını bilerek ilerlemesi için var.

EMDR ile bilişsel davranışçı terapi birlikte nasıl çalışıyor?

EMDR geçmişe, bilişsel davranışçı terapi (BDT) bugüne bakıyor; ikisi aynı odada yan yana yürüyor. EMDR alarmı bu hâle getiren anıları çalışıyor. BDT ise alarmın bugünkü çalmasını çalışıyor: alarm hafta içinde nerede çaldı, hüküm hangi anlarda konuştu, kaçınılan durumların üstüne adım adım nasıl gidilir. İki hat çoğu zaman aynı seansın içinde yer alıyor; biri kaynağı çalışıyor, öbürü günlük hayatı.

Bu yazıda anlatılan çerçeve, İstanbul Çekmeköy Taşdelen'de çalışan Klinik Psikolog Berk Alaca'nın odasında kullanılan çerçeve. EMDR 1. ve 2. Düzey eğitimlerini tamamlamış olan Berk Alaca, Sağlık Bakanlığı'na bağlı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ruhsatlandırılmış bir özel sağlık meslek hizmet birimi olarak çalışıyor; Çekmeköy'de terapi arayan kişiler için anksiyete, panik atak, depresyon ve travma kaynaklı zorlanmalarda bireysel görüşmeler EMDR ve bilişsel davranışçı terapi yaklaşımlarıyla, yüz yüze ve çevrim içi yürütülüyor.

Bu yüzden bir klinik psikolog için ilk soru "ne oldu" olmuyor. İlk soru şu oluyor: o anı bugün ne yapıyor? Hatırlanıyor mu, yaşanıyor mu? Cevap ikinciyse, olayın adının silgi olması hiçbir şeyi küçültmüyor.

Kötü anı geçmişte durur, travmatik anı bugüne gelir. Çalışma, anıya tarihini geri vermektir.

Online terapi ile yüz yüze terapi arasında fark var mı?

Araştırmalar, görüntülü görüşmeyle yapılan psikoterapinin sonuçlarının yüz yüze yapılanla büyük ölçüde aynı olduğunu gösteriyor. Fernandez ve arkadaşlarının 2021'de yayımladığı meta-analiz, video üzerinden ve yüz yüze yürütülen terapileri karşılaştıran çalışmaları bir araya getiriyor ve iki biçim arasında etkililik açısından anlamlı bir fark bulmuyor; aynı yıl Batastini ve arkadaşlarının yayımladığı ikinci bir meta-analiz aynı sonuca varıyor. Kişinin terapistiyle kurduğu güven ilişkisi ekran üzerinden de kuruluyor.

EMDR için de tablo benzer: göz hareketleri ekran üzerinden yönlendirilebiliyor ve salgın döneminde Hollanda'da yapılan bir çalışma, EMDR içeren yoğun travma tedavisinin evden görüntülü görüşmeyle güvenli ve etkili biçimde yürütülebildiğini bildiriyor. Bununla birlikte biçim seçimi bir klinik karar oluyor: kişinin görüşme sırasında güvenli ve yalnız kalabileceği bir ortamının olması, yoğun kriz dönemlerinde yüz yüze görüşmenin tercih edilmesi gibi ölçütler terapistle birlikte değerlendiriliyor. Bu yazıda anlatılan çalışma da her iki biçimde yürütülüyor.

Bu yazı okunurken

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez, kimseye tanı koymaz. Burada anlatılan alarm çerçevesi bir anlatım biçimi; bir kişinin yaşadığı şeyin ne olduğu ancak bir ruh sağlığı uzmanıyla yapılan görüşmede anlaşılır. Kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi bedensel belirtiler ilk kez yaşanıyorsa önce bir hekim tarafından değerlendirilmeli; panik atak ile bedensel bir hastalığın ayrımı hekimin işidir. Belirtiler kişinin günlük hayatını, uykusunu ya da işini etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı. Kişi kendine ya da başkasına zarar verme düşüncesi taşıyorsa beklemeden 112 aranmalı ya da en yakın sağlık kuruluşuna gidilmeli.

EMDR hakkında

EMDR, 1980'lerin sonunda Amerikalı psikolog Francine Shapiro tarafından geliştirilen bir psikoterapi yöntemidir. Dünya Sağlık Örgütü'nün 2013 tarihli travma rehberi, travma sonrası stres bozukluğunda EMDR'yi önerilen yöntemler arasında sayıyor. Türkiye'de, Çekmeköy'de ya da başka bir ilçede psikolog ya da terapist arayan bir kişinin bakabileceği iki şey var: hizmetin verildiği yerin Sağlık Bakanlığı'na bağlı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ruhsatlandırılmış bir sağlık meslek hizmet birimi olması, ve uygulayan kişinin unvanının, eğitiminin ve EMDR eğitiminin sorulduğunda belgelenebilir olması.

Yazar hakkında

Berk Alaca, İstanbul Çekmeköy Taşdelen'de çalışan bir klinik psikologdur. Işık Üniversitesi Psikoloji lisansını (2015–2020) ve İstanbul Aydın Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisansını (2021–2022) tamamladı. Yetişkinlerle bilişsel davranışçı terapi ve EMDR yaklaşımlarıyla çalışıyor. EMDR 1. ve 2. Düzey eğitimlerini tamamladı. Çalışması, Sağlık Bakanlığı'na bağlı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ruhsatlandırılmış özel sağlık meslek hizmet birimi statüsünde yürütülüyor. Adres: Habitat Meydan Sitesi, Sırrı Çelik Blv. No:4 D:31, Taşdelen, Çekmeköy/İstanbul, 34788. berkalaca.com

Kaynaklar

Bonanno, G. A. (2004). Loss, trauma, and human resilience. American Psychologist, 59(1), 20–28. · Mol, S. S. L. ve ark. (2005). Symptoms of post-traumatic stress disorder after non-traumatic events. British Journal of Psychiatry, 186, 494–499. · Shapiro, F. (2018). EMDR Therapy: Basic Principles, Protocols, and Procedures (3. baskı). Guilford. · Dünya Sağlık Örgütü (2013). Guidelines for the management of conditions specifically related to stress. · Fernandez, E. ve ark. (2021). Live psychotherapy by video versus in-person: A meta-analysis. Clinical Psychology & Psychotherapy, 28(6), 1535–1549. · Batastini, A. B. ve ark. (2021). Are videoconferenced mental and behavioral health services just as good as in-person? Clinical Psychology Review, 83, 101944. · Bongaerts, H. ve ark. (2021). Safety and effectiveness of intensive treatment for complex PTSD delivered via home-based telehealth. European Journal of Psychotraumatology, 12(1).