Biri gece üçte uyanıp evin içinde dolaşıyor, kalbi hızlı, zihni durmuyor. Bir başkası pazar sabahı koltuktan kalkamıyor, hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey hissetmiyor. İkisi de "bende bir şey var" diyor. Terapi odasında ikisi aynı düzeneğin iki yönü olarak okunuyor: beynimizdeki alarm sistemi, savaş-kaç ve don. Bu yazı iki yönün bedende ne yaptığını, neden aynı kişide bir arada görülebildiğini ve terapide bununla nasıl çalışıldığını anlatıyor; Çekmeköy'de çalışan bir klinik psikoloğun anlatımıyla.
Beynimizdeki alarm sistemi nedir?
Alarm sistemi, bedenin tehlike karşısında düşünmeden önce verdiği ve hayatta kalmaya yarayan otomatik savunma tepkisinin adı. Beyin tehdidi düşünceden önce tartıyor; kişi ne olduğunu anladığında tepki çoktan başlamış oluyor. Düzenek ilk insanlardan bu yana aynı ve koruyucu: tehlikeyi fark edip beden hazır olmadan tepki üretmek, hayatta tutan şeyin kendisi. Tepkinin tek bir çıkışı yok. Walter Cannon 1929'da "savaş ya da kaç" adını verdi; sonraki araştırma bir üçüncü yönü aynı basamaklara ekledi: donmak. Bracha'nın 2004'te önerdiği savunma dizisi donmayı, kaçmayı, savaşmayı ve bunlar işe yaramadığında bedenin çökmesini aynı mekanizmanın kademeleri olarak sıralıyor. Terapi odasında bu düzenek "alarm sistemi" adıyla anlatılıyor ve alarmın hangi yöne gideceğini tek bir soru belirliyor: bu tehlikeden kurtulmanın bir yolu var mı. Yol varsa beden hızlanıyor. Yol yoksa beden yavaşlıyor.
Savaş-kaç tepkisi bedende ne yapıyor?
Savaş-kaç tepkisi, kurtuluş yolu göründüğünde bedeni harekete hazırlayan yön. Kalp hızlanıyor, nefes sıklaşıyor, kaslar geriliyor, kan iç organlardan kol ve bacaklara çekiliyor ,eller terliyor, dikkat tehdide daralıyor. Mide ve sindirim o an için ikinci plana düşüyor; beden bütün kaynağını koşmak ya da karşı koymak için topluyor. Gündelik hayatta bu yön iki biçimde görünüyor. Alarm kısık sesle ve sürekli çalıyorsa tablo kaygı: beden hafif tetikte, zihin tehlike tarıyor, gece uyku bölünüyor, gündüz dikkat dağılıyor. Alarm bir anda ve tam güçle çalıyorsa tablo panik atak: beden birkaç saniyede savaşa hazırlanıyor, ortada koşulacak bir şey olmadığı için bu hazırlık kişiye anlamsız ve ürkütücü geliyor. David Clark'ın 1986'da tanımladığı döngü atağı uzatıyor: beden hızlandıkça kişi bu hızlanmayı yeni bir tehlike gibi okuyor, "kalbim duracak" diyor, alarm bu okumayla yeniden çalıyor. Gece üçte evin içinde dolaşan kişinin tablosu bu yönün tablosu: beden hızlanmış, susturacak bir tehlike bulamıyor.
Don tepkisi nedir, neden utançla birlikte geliyor?
Don tepkisi, kurtuluş yolu görünmediğinde bedenin girdiği yön: beden yavaşlıyor, kaslar önce kilitleniyor sonra gevşiyor, ses kısılıyor, dikkat içe çekiliyor, duygulara ulaşılamıyor. Karin Roelofs'un 2017 tarihli derlemesine göre bu hareketsizlik bedenin tehdide karşı aldığı etkin bir duruş; insanlarda ve hayvanlarda aynı biçimde görülüyor ve kimse onu seçerek başlatmıyor.
Terapi odasında bu tepki bir doğa belgeseli sahnesiyle anlatılıyor. Belgesellerde sık görülen bir an var: av, kaçamayacağını ve savaşamayacağını anladığı anda hareketsiz kalıyor, ölü gibi duruyor, ve çoğu zaman o hareketsizlik sayesinde kurtuluyor. Beden orada bir karar vermiyor; savaşıp kaçamayacağını anladığı anda kalan tek stratejiye geçiyor. Üstelik strateji işe yarıyor. Bu sahnenin anlatılmasının bir sebebi var. Don tepkisi odaya çoğu zaman utançla geliyor: "neden donup kaldım, neden karşı koymadım, neden bir şey söyleyemedim." Sahne bu soruları geçersiz kılıyor, çünkü orada seçilebilecek bir şey yoktu; beden, hayatta tutan yolu seçmişti. Donmak bir huy değil; o anda bedenin verdiği bir cevap. Eşik kaydığında don tepkisi ortada gerçek bir tehlike yokken de başlayabiliyor. Kişi kendini hareketsiz, isteksiz ve hissiz buluyor; en basit iş ağırlaşıyor; pazar sabahı koltuktan kalkılamıyor. Dışarıdan bu tablo çökkünlük gibi görünüyor; depresif belirtilerin bir bölümü de gerçekten bu yöne denk düşüyor. Ama "hiçbir şey hissetmemek" klinikte birden fazla tabloyu anlatıyor; hangisinin geçerli olduğu bir görüşmede ayrılıyor.
Kaygı ile çökkünlük neden birlikte geliyor?
Kaygı ile çökkünlük sık sık birlikte geliyor, çünkü bu çerçevede ikisi aynı alarmın iki yönü; yön o andaki tehlike değerlendirmesine göre değişiyor ve aynı kişi bir dönem bir yöne, başka bir dönem öbür yöne gidebiliyor. Kessler ve arkadaşlarının 2005'te yayımladığı geniş bir Amerika araştırması, kaygı ve duygudurum bozukluklarının birlikte görülmesinin istisna olmadığını gösteriyor. Alarm çerçevesi bu birlikteliğe bir mekanizma öneriyor: gece dolaşan
kişi ile koltuktan kalkamayan kişi iki ayrı hastalık taşımıyor olabiliyor; aynı alarm iki ayrı yöne gitmiş olabiliyor. Bunun pratik sonucu çalışmanın yönünde görülüyor ve yön ters. Savaş-kaç yönünde beden hızlanmış, yavaşlamayı yeniden öğrenmesi gerekiyor; kaygı ve panikte nefes gibi yavaşlatıcı çalışmaların önerilmesi bu yüzden. Don yönünde beden yavaşlamış, yeniden hareketlenmesi gerekiyor; burada yavaşlatıcı çalışma bedeni olduğu yerde tutuyor, işe yarayan şey hareket oluyor. Hafta sonu Çekmeköy'ün ormanlık yollarında yürümek, don yönündeki bir kişi için kaygılı bir kişiye önerilen şeyin tam tersi bir iş yapıyor: bedeni yeniden çalıştırıyor. Hangi yönün uygun olduğu o haftanın tablosuna göre belirleniyor ve aynı kişiye iki dönemde iki zıt şey önerilebiliyor; bu çelişki gibi görünen şey kuralın ta kendisi.
Alarm tehlike yokken neden çalıyor?
Alarmın tehlike yokken çalmasının sebebi alarmın kendisi olmuyor; onu çalıştırmaya yeten tehdidin zamanla küçülmüş olması oluyor. Alarm bozulmuş olmuyor, hassaslaşmış oluyor; kişinin taşıdığı şey bir arıza olmaktan çok fazla mesai yapan bir koruma.
Alarmı hassaslaştıran şeyin terapi odasında bir adı var: olumsuz inanç. Zor yaşantılar geride kişinin kendisi hakkında bir hüküm bırakıyor; odada en sık duyulanı "yetersizim" , "suçluyum" ve "güvende değilim" onu takip ediyor. Bir yerden sonra bu hüküm her hissedildiğinde kişi kendini tehlikede hissetmeye başlıyor ve alarm çalıyor; kiminde savaş-kaç yönünde, kiminde don yönünde. Hüküm gerçeklikten bağımsız çalışabiliyor: ne kadar yeterli olunursa olunsun yetersizlik hissi yerinde kalabiliyor.
Bu hükmün kurulması için büyük bir olay yaşanmış olması gerekmiyor. Travma demek için ölçüt olayın büyüklüğü olmuyor, o anda ne hissedildiği oluyor. Bu yüzden "başıma öyle büyük bir şey gelmedi" diyen bir kişide de alarm aynı biçimde hassaslaşmış olabiliyor; çalışılması gereken şey çoğu zaman tam da kapının dışında bırakılan o küçük görünen yaşantılarda duruyor.
Terapi odasında alarmla nasıl çalışılıyor?
Terapide alarmla çalışmanın hedefi alarmı susturmak olmuyor; alarmın gerçek tehlike ölçüsüne dönmesi oluyor. Çalışma bir sırayla kuruluyor ve her aşama bir öncekinin sonunda önceden söyleniyor; kişi her görüşmede nerede olduğunu ve sıradaki adımın ne olacağını biliyor.
İlk görüşmede kişinin niçin geldiği ve ne istediği dinleniyor, ardından alarm sistemi baştan anlatılıyor: tepkinin normal olduğu, sorunun eşikte durduğu, iki yönün ne olduğu. Bu anlatımın kendisi bir iş yapıyor; kişinin sorusu "bende ne var"dan "alarmım niye bu kadar erken çalıyor"a dönüyor. Sonraki görüşmeler kişinin hayat hikâyesine ayrılıyor; alarmı hassaslaştıran hüküm bu hikâyenin içinde belirleniyor ve ilk görüşmedeki çerçeveye geri bağlanıyor.
Hüküm belirlendikten sonra iki hat birden açılıyor ve ikisi aynı seansın içinde yürüyor. Birinci hat bugüne bakıyor: seansın yaklaşık yarısında haftanın takibi yapılıyor, alarm nerede çaldı, hangi yöne gitti, hüküm o an ne söyledi. Bu takip bilişsel davranışçı terapi çerçevesinden geliyor; alarmın o haftaki yüksekliğini indirmeye yarayan stabilizasyon çalışması yönü tabloya göre seçilerek veriliyor, ve kaçınılan durumların üstüne kademeli gidiliyor. Burada bir ilke sabit: en zor durumdan başlanmıyor. İkinci hat geçmişe bakıyor: seansın kalan yarısında alarmı bu hâle getiren anılar toplanıyor ve EMDR ile çalışılıyor. Anılar işlendikçe alarmı çalıştıran hükmün gücü düşüyor ve günlük hayattaki çalma sıklığı azalıyor.
İki hattan biri öbürünün yerini tutmuyor. Geçmiş çalışılırken alarm bu hafta da çalıyor ve o çalma idare edilmezse kişi bir sonraki seansa zor geliyor; yalnız bugünle uğraşılıp anılara hiç gidilmezse de alarm aynı kaynaktan yeniden hassaslaşıyor. Klinik Psikolog Berk Alaca'nın Çekmeköy'de ki seanslarında süreç bu sırayla ilerliyor; görüşmeler yüz yüze ve çevrim içi yürütülüyor. Alarmın kendisi sağlam; saati ileri alınmış. Terapi o saati yeniden ayarlıyor.
Bu yazı okunurken
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez, kimseye tanı koymaz. Burada anlatılan çerçeve bir anlatım biçimi; bir kişinin yaşadığı şeyin ne olduğu ancak bir ruh sağlığı uzmanıyla yapılan görüşmede anlaşılır. Kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi bedensel belirtiler ilk kez yaşanıyorsa önce bir hekim tarafından değerlendirilmeli. Hareketsizlik, isteksizlik ya da hissizlik haftalardır sürüyor ve kişinin günlük hayatını, uykusunu ya da işini etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı. Kişi kendine ya da başkasına zarar verme düşüncesi taşıyorsa beklemeden 112 aranmalı ya da en yakın sağlık kuruluşuna gidilmeli.
Yazar hakkında
Berk Alaca, İstanbul Çekmeköy Taşdelen'de çalışan bir klinik psikologdur. Işık ÜniversitesiPsikoloji lisansını (2015–2020) ve İstanbul Aydın Üniversitesi Klinik Psikoloji yükseklisansını (2021–2022) tamamladı. Yetişkinlerle bilişsel davranışçı terapi ve EMDRyaklaşımlarıyla çalışıyor. EMDR 1. ve 2. Düzey eğitimlerini tamamladı. Çalışması, SağlıkBakanlığı'na bağlı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ruhsatlandırılmış özel sağlıkmeslek hizmet birimi statüsünde yürütülüyor. Adres: Habitat Meydan Sitesi, Sırrı Çelik Blv.No:4 D:31, Taşdelen, Çekmeköy/İstanbul, 34788. Web sitesi:
https://berkalaca.com
Kaynaklar
Cannon, W. B. (1929). Bodily Changes in Pain, Hunger, Fear and Rage (2. baskı). Appleton.· Bracha, H. S. (2004). Freeze, flight, fight, fright, faint: Adaptationist perspectives on theacute stress response spectrum.
CNS Spectrums , 9(9), 679–685. · Roelofs, K. (2017). Freezefor action: Neurobiological mechanisms in animal and human freezing. PhilosophicalTransactions of the Royal Society B , 372(1718), 20160206. · Schauer, M. & Elbert, T. (2010).Dissociation following traumatic stress: Etiology and treatment. Zeitschrift für Psychologie ,218(2), 109–127. · Kessler, R. C., Chiu, W. T., Demler, O. & Walters, E. E. (2005).Prevalence, severity, and comorbidity of 12-month DSM-IV disorders in the NationalComorbidity Survey Replication. Archives of General Psychiatry , 62(6), 617–627. · Clark, D.M. (1986). A cognitive approach to panic. Behaviour Research and Therapy , 24(4), 461–470. · Shapiro, F. (2018).EMDR Therapy: Basic Principles, Protocols, and Procedures (3.baskı). Guilford. · World Health Organization (2013).Guidelines for the Management of Conditions Specifically Related to Stress . WHO.
Klinik Psikolog Berk Alaca ·
https://berkalaca.com
· [email protected]