İnsan bazen kelime bulamıyor…
Söylenecek söz boğazda düğümleniyor.

Okul dediğimiz yer; güvenin, merhametin, bilginin yuvası olmalıydı…
Ama bugün acı bir gerçekle yüz yüzeyiz:
Çocuklar ölüyor…

Bir annenin yüreğine ateş düşüyor,
bir babanın omuzları çöküyor,
ve biz sadece izliyoruz…

Peki nasıl bu hale geldik?

Suçu sadece okullara atmak kolay…
Ama gerçek çok daha derin, çok daha acı.
Biz çocuklarımızı yetiştirirken bir yerlerde eksildik…
Sevgi verdik ama sınır koymadık,
özgürlük verdik ama sorumluluk öğretmedik.

Eskiden bir çocuk sadece ailesinden değil, bir mahalleden büyürdü…
Kapı önlerinde oynarken bile edep öğrenirdi.
Büyüğün yanında sesini kısardı,
küçüğe merhamet ederdi.

Şimdi ise…
Ne mahalle kaldı, ne o eski bağlar…
Ne de o güçlü değerler…

Adabımızı unuttuk…
Örfümüzü unuttuk…
Töremizi unuttuk…

Ve en acısı…
Saygıyı unuttuk.

Bugün bir öğretmen, bir çocuğun hayatına yön vermeye çalışırken yalnız bırakılıyor.
Oysa öğretmen dediğin, bir nesli inşa eden insandır.
Gerekirse kendi canını ortaya koyan,
bir evladın zarar görmemesi için kendini siper eden yürektir.

Öğretmenler bizim başımızın tacıdır…
Ama biz o tacı taşımayı unuttuk.

Şimdi kendimize sormamız gereken tek bir soru var:
Bu nesil nereye gidiyor?

Cevap aslında çok açık…
Eğer biz değişmezsek,
eğer evlerimizi yeniden birer eğitim yuvasına çevirmezsek,
eğer çocuklarımıza sadece sevgiyi değil, saygıyı da öğretmezsek…
bu gidişat iyi değil.

Artık silkelenmek zorundayız.

Çocuklarımızı yeniden köklerimizle büyütmeliyiz.
Onlara kim olduklarını, nereden geldiklerini anlatmalıyız.
Edep nedir, saygı nedir, sınır nedir öğretmeliyiz.

Çünkü bir toplum, çocukları kadar güçlüdür…

Ve unutmayalım…
Bugün kaybettiğimiz her değer,
yarın kaybedeceğimiz bir gelecektir.

Yüreğimiz yanıyor…
Ama hâlâ geç değil.

Sedat Erdem - Gazeteci