Bir çocuğun hayatı bazen tek bir cümleyle değişir:

“Ben sana inanıyorum.”

“Sen bunu yapabilirsin. ”

Belki de öğretmenliğin en derin anlamı tam burada saklıdır.

Bir çocuğun henüz kendinde göremediği ihtimale inanabilmek…

Eğitim çoğu zaman yöntemlerle, programlarla, ölçme araçlarıyla ve akademik hedeflerle konuşulur. Oysa öğretmenliğin özünde daha sessiz ama çok daha güçlü bir unsur var:

İnanmak.

Bir öğretmenin çocuğa dair taşıdığı içsel kabul…

Onun potansiyeline duyduğu güven…

Gelişeceğine dair sarsılmaz inancı…

Bazen bir hayat, tam da burada başlar.

Bir Hayatın Dönüm Noktası

Arka sırada oturan, derste neredeyse hiç söz almayan bir çocuk düşünün.

Defteri düzenlidir ama göz teması kurmaz.

Sorulara cevap verebileceğini biliriz belki, ama o elini kaldırmaz.

Bir gün öğretmeni yanına gider ve şöyle der:

“Fikirlerin değerli. Yarın bu soruyu senin anlatmanı istiyorum. Hazırlanabileceğine inanıyorum.”

Ertesi gün sesi titreyerek başlar.

Cümleleri eksiktir.

Ama öğretmeni sabırla bekler.

Gözleriyle destek olur.

Sözünü kesmez.

O an sınıfta sadece bir problem çözülmez.

Bir eşik aşılır.

Belki o gün mükemmel konuşmaz.

Ama kendine dair algısı değişmeye başlar.

Çünkü biri, ondan önce ona inanmıştır.

Öğrenmenin Görünmeyen Boyutu

Öğrenme yalnızca bilişsel bir süreç değildir.

Aynı zamanda duyuşsal ve ilişkisel bir süreçtir.

Çocuğun kendine dair algısı, öğrenme motivasyonu ve akademik performansı; öğretmeniyle kurduğu ilişkinin niteliğinden doğrudan etkilenir. Öğrenmenin kalbi çoğu zaman tam da burada atar.

Bir çocuk, önce bir başkasının gözünde değerli olduğunu fark eder.

O bakış zamanla onun kendine bakışını şekillendirir.

Öğretmen, çocuğun hayatındaki en güçlü aynalardan biridir.

Eğer o aynada etiket, yetersizlik ya da düşük beklenti varsa;

çocuk kendini o çerçevede tanımlar.

Ancak o aynada umut, kapasite ve güven varsa;

çocuk kendi potansiyelini keşfetmeye cesaret eder.

Cesareti besleyen şey, öğretmenin bilinçli olarak inşa ettiği güven alanıdır.

O güven alanında çocuk hata yapmaktan korkmaz.

Çünkü bilir ki hata, değerini azaltmaz.

Hata, öğrenme yolculuğunun doğal bir parçasıdır.

Güven Alanı Olan Bir Sınıf

Bir sınıf düşünün…

Öğretmen notlardan önce çabayı fark eder.

Performanstan önce potansiyeli sezer.

“Bu çocuk neden yapamıyor?” yerine

“Bu çocuk hangi desteğe ihtiyaç duyuyor?” diye sorar.

Ve öğrenciye şu mesajı verir:

“Sana güveniyorum. Sürecin yanında duruyorum. Birlikte başaracağız.”

Öğretmenin Beklentisi

Öğretmen anlamlı bir beklenti oluşturur.

Burada söz konusu olan baskı kuran bir beklenti değil, destekleyen bir güven beklentisi…

Gelişim her zaman doğrusal değil elbette.

Bazen gerilemeler olur.

Bazen duraksamalar…

Ama dalgalanmalar içinde sabit kalan en temel güç şudur:

Öğrencisine inanmak.

İnanmak;

Henüz açmamış çiçeğe su vermek,

Henüz adını koyamamış bir gücü fark etmek.

Bir çocuğun kendi potansiyeline inanmayı öğrenmesine, önce kendi inancıylaa rehberlik etmek…

Bazen bir çocuğun kaderi, bir öğretmenin bakışında başlar.

Ve eğitimde gerçek değişim çoğu zaman tek bir yerden başlar:

Önce öğretmen inanır.

ÖZLEM ÖZDEMIR (Sosyal Bilimci)