Özel Okul Seçerken Öğrenme Ortamlarına ve Kurum Prensiplerine Bakın

Özel okul arayışında olan veliler için kayıt süreci artık son evresine girerken, bir yandan da tercih dönemini kapatan veliler seçtikleri okulun doğru okul olup olmadığı konusunda çeşitli endişeler taşıyor. Her iki durumda da temel sorular değişmiyor:

“Özel okul tercih ederken öncelikle neye dikkat etmeliyim?”

Ya da tercihini yapmış olanlar için:

“Özel okul tercih ederken öncelikle neye dikkat etmeliydim, doğru yerde miyiz?”

Bu endişeler ve zihinde dolaşan sorular, böylesine önemli bir karar süreci için oldukça normal.

Her ailenin okuldan beklentisi farklı olsa da eğitimin özü açısından da baktığımızda, okul tercihinde üzerinde durulması gereken temel noktaların başında çocuğa sunulan öğrenme ortamlarının geldiğini söyleyebilirim.

Bir kurumun sunduğu öğrenme ortamları, o okulun çocuğu nasıl gördüğünün ve öğrenmeyi nasıl tanımladığının en somut göstergelerinden biri.Bu ortamların iç ve dış öğrenme alanı olarak nasıl tasarlandığı, gerçek yaşamla nasıl ilişkilendirildiği, materyal açısından ne kadar zengin olduğu ve bu alanları yöneten eğitimcilerin donanımı, okul tercihinde önemli ölçütler arasında yer almalı.

Hemen ardından ise bir kurumun değerleri, gelenekleri, kültürü ve eğitim prensipleri gelir. Çünkü çocuk yalnızca derslerin işlendiği fiziksel bir yapının değil, aynı zamanda bir kurum kültürünün içinde yetişir.

Bir okulun yıllar içerisinde oluşturduğu kültür; öğretmene, öğrenciye ve veliye nasıl yaklaştığında, başarıyı nasıl tanımladığında, hataya nasıl baktığında,toplumsal duyarlılık ve sorumluluk adına ne verdiğinde, gelişime, deneyimlemeye ve farklılıklara ne kadar alan açtığında kendisini gösterir. Bu nedenle okulun yalnızca ne öğrettiğine değil, hangi değerler ve hangi eğitim prensipleri doğrultusunda öğrettiğine de bakmak gerekiyor.

Öğrenme ortamına tekrar dönmek gerekirse İlk akla gelen doğal oalarak deneyim atölyeleri akla geliyor.

Peki, bu atölyeler nasıl olmalıdır?

Bir atölye her anlamda iyi kurgulanmalıdır. Doğru kurgulanmış bir atölye, çocuğa yaşamla ilişkilendirebileceği gerçek bir deneyim alanı sunar.

Çocuk bazen bir problemi çözerken, bazen bir ritim oluştururken, bazen kile biçim verirken, resim yaparken, deney gerçekleştirirken ya da başka bir karakterin yerine geçerken öğrenmeye devam eder. Bu süreçte yaşadığı deneyimler, öğrenmenin özünü oluşturur.

Bu nedenle deneyim zenginliği son derece önemli.Deneyim zenginliğini sağlayan unsurların başında da materyal çeşitliliği gelir. Çünkü materyal zenginliği, deneyim zenginliğidir.

Bir görsel sanatlar atölyesini düşünelim.

Yalnızca kağıt ve birkaç çeşit boyanın bulunduğu bir ortam ile tuvallerin, şövalelerin, farklı yüzeylerin, kil ve seramik malzemelerinin, baskı araçlarının ve üç boyutlu çalışma materyallerinin bulunduğu bir atölyenin çocuğa sunduğu deneyim aynı değildir.

Bir ressamın atölyesine girildiğinde yalnızca kağıt ve boya görülmez; farklı malzemeler, araçlar ve tekniklerle karşılaşılır. Çocukların sanatla buluştuğu ortamların da gerçek bir üretim alanının zenginliğini taşıması gerekiyor.

Evet Her çocuk ressam olmayabilir. Zaten amaç da her çocuğu ressam yapmak değil. Ancak her çocuğun zengin bir deneyim alanıyla karşılaşmaya ihtiyacı vardır.

Çünkü materyal çeşitlendikçe çocuğun düşünme deneme keşfetme, seçim yapma ve üretme imkanı da artar.

Müzik, Drama ve Hareket Atölyeleri

Müzik atölyesi yalnızca şarkı söylenen ya da yıl sonu gösterisine hazırlanılan bir alan olmamalı.

Farklı enstrümanlarla karşılaşıp deneyimlenebilen, keşfetme alanları olarak teknolojiden yararlanıp müzik üretebilen; çocuğun dikkatini, yaratıcılığını ve kendini ifade etme becerisini destekleyen çok alanlar olmalı.Ayrıca enstrüman çalan bir bireyin alternatif düşünme ve problem çözme yeteğinin enstrüman çalmayan bir bireye göre çok üst düzeyde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Drama ve yaratıcı hareket çalışmalarına gelince amaç yalnızca bir gösteri ortaya çıkarmak değildir. Başka bir karakterin yerine geçmek çocuğa farklı bir bakış açısı kazandırırken; doğaçlama hayal gücünü, hareket ise beden farkındalığını ve yaratıcılığını da destekler.

Bu alanlar çocuğun kendisini ve henüz farkında olmadığı yönlerini keşfedebileceği öğrenme ortamlarıdır ve mutlaka sunulmalıdır.

Dolayısıyla okul gezerken yalnızca “Drama atölyeniz var mı?”, “Müzik odanız var mı?” diye sormak yeterli değildir. O alanların içeriğine, kullanılan materyallere, çocukların ortaya koyduğu ürünlere ve bu süreci yöneten eğitimcinin niteliğine de bakmak gerekir.

Bilim Atölyesinde Materyaller Raflarda Kalmamalı

Bilim atölyelerinde deney araçlarının ve teknolojik cihazların raflarda yalnızca sergilenmesi, öğrenme oluşturmuyor.

Çocuğun o araçlara dokunması, alanında yetkin bir eğitimcinin rehberliğinde onları kullanması, deneyimlemesi, gözlem yapması, araştırması, soru sorması ve sonuçlar üzerine düşünmesi gerekir.

Bu atölyeleri aynı zamanda gerçek yaşam durumlarının ve benzetimlerinin oluşturulabildiği alanlar olmalıdır. Çünkü iyi tasarlanmış bir öğrenme ortamı yalnızca çocuğa bir şeyler göstermez; çocuğu harekete geçirir.

Değişen Dünyada Bilgiden Beceriye

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde de beceri gelişiminin eğitimin temel unsurlarından biri olarak ele alındığını görüyoruz.

Bu nedenle eğitimi artık yalnızca çocuğun “ne bildiği” üzerinden değil, bildiğini ne ölçüde kullanabildiği üzerinden de değerlendirmek gerekiyor.

Çocuk yeni bir durumla karşılaştığında çözüm üretebiliyor mu?

Farklı yollar deneyebiliyor mu?

Merak ediyor, araştırıyor, sorguluyor ve üretebiliyor mu?

Öğrendiklerini gerçek yaşamla ilişkilendirebiliyor mu?

Çünkü çocuklarımız yarının henüz bilmediğimiz problemleriyle karşılaştıklarında yalnızca bugünden öğrendikleri bilgilere değil; düşünebilme, üretebilme, değişime uyum sağlayabilme ve çözüm geliştirebilme becerilerine ihtiyaç duyacaklar.

Bu beceriler yalnızca anlatılarak kazandırılamaz. Çocuğun denemeye, yanılmaya, yeniden düşünmeye, üretmeye ve kendi öğrenme sürecinin aktif bir parçası olmaya ihtiyacı vardır.

İşte tam da bu nedenle özel okul tercihinde yalnızca okulun binasına, sınav başarılarına, ders saatlerine bakmak yeterli değil.

Atölyelerine bakın.

Materyallerine bakın.

Çocukların o alanlarda ne yaptığına bakın.

Bu alanları kimlerin ve nasıl yönettiğine bakın.

Kurumun değerlerine, geleneklerine, kültürüne ve eğitim prensiplerine bakın.

Çünkü iyi bir okulun göstergesi yalnızca çocuğa ne kadar bilgi sunduğu değildir.

Asıl mesele, o bilgiyi deneyime dönüştürebileceği nasıl bir dünya sunduğudur.

Özlem Özdemir (Sosyal Bilimci)